Post with 2 notes
böyle şeylerde nerden başlasam hiç bilmem aslında, ama saçma da olsa bir yerden başlamak lazım. Babam dondurmacıydı benim, şirkette çalışırdı kravatıylan, ama dondurmacıydı benim gözümde. fabrikadan koliyle dondurma getirirdi. hatta bazen daha piyasaya çıkmamışları getirirmiş bana sorarmış güzel mi diye. tabi ben de önemli bir şey yapıyorum gibi yer mişim. doğal olarak çocukken biraz tombiktim. ama yine de arkadaşlarım vardı, pokemon konuşurduk dondurma yerdik beraber. severdi beni arkadaşlarım.
bir gün annemle babam beni çağırdılar yanlarına. akşam yemeğinden sonraydı, televizyon izliyordum. yanlarına gittim gözüm hala ekranda tabi. annem dedi ki, taşınıyoruz. neden dedim, babanın işi yüzünden dedi. babam açıkladı, terfi edicekmiş ama olmamış o yüzden onu başka bir yere yollamışlar. Roma’ya yollamışlar. annem tekrar bana bakıp italya’ya taşınıyoruz dedi. tamam dedim, sonra odama gittim. o kadar çarpmamıştı beni. bir ay sonra italya’ya yerleşene kadar her şey normaldi. ilk gece farkettim, yatağıma uzandığımda orasının benim yatağım olmadığını farkettim. sonra ağlamaya başladım, bir hafta iki hafta, bir ay ağladım. geceleri ağlamaktan yorulunca uyuyordum, sabahları kalkınca ilk işim dolan gözlerimi silmek oluyordu. okula başladım, adımı söyliyebilecek kadar italyanca öğrendim. ‘mi chiamo’, ne deseler ‘mi chiamo’ diyodum. bazen ingilizce konuşuyolardı, anlıyodum az çok ama cevap vermiyodum. okulda ilk ay her gün ağladım. gözyaşlarına, sümüğe peçete dayanmayınca öğretmenden izin istiyodum tuvalet için: ‘mi chiamo?’. tenefüslerim zaten orda geçiyodu. okula gitmediğim günler oluyordu bir de, müdür zaten 4. sınıfa ayak uyduramadığım için 3. sınıfa geçmemi istiyodu. dayanamıyodum.
sonra bir gün ağlamadığım nadir anlardan birinde başımı kaldırıp sınıfa baktım. hepsi de iyi çocuklardı geldiğimden beri beni aralarına almaya çalıştılar. etrafa bakınırken öylece, onu gördüm. sarışın mavi gözlü bir melek, benim sınıfımda. mükemmeldi, ya da bana öyle gelmişti, ama mükemmeldi işte. o andan sonra değiştim, artık sırf erkeklik elden gitmesin diye ağlamamaya çalışıyodum, çat pat italyanca öğreniyodum. tenefüslerde çocuklarla top oynuyoduk, hatta birkaç hafta sonra pokemon bile konuşmaya başladık. artık italya benim için ‘gurbet’ değildi. italya benim için sadece ‘o’ydu. sonra bir gün konuştuk matematik dersinde. matematikte sınıf birincisiydi, ben de çalıştım onun için, hatta onu geçtim ama ne zaman o bir soruyu bilemese ben doğru yapsam, hemen değiştirirdim cevabımı o üzülmesin diye. Hem zeki hem güzeldi, anneme derdim hep evlenicem o kızla diye.
bir keresinde üstümdeki hırkaya ‘bu güzelmiş’ demişti. ondan sonraki üç hafta çıkarmadım onu üstümden. annemle kavga ederdim çıkarmamak için.
tabi 4. sınıfta ne yapıcaz, bir kere doğum günü için evine gitmiştik, kovalamaca oynuyorduk onu yakaladım. başka bir kız dedi ki ‘öp onu o zaman kaçar senden bırakır’. ne kadar çok istiyodum beni öpmesini, yanaktan tabi. hayal gücüm o kadarına yetiyodu. ama başka erkekler vardı, ben de ıyyy diyerek geri çekildim. bütün akşam hata yaptığımı düşündüm, çekilmeseydim keşke dedim. filmlerde görmüştüm, sinirlenince aktör kafasını duvara vuruyordu. denedim, şişti, acıdı. ama değdi, çünkü ertesi başım sarılı okula gidince yanağımı öptü. ya da başımı vurduğumdan öyle bir hayal gördüm.
italya’ya taşındığımızdan beri bir buçuk yıl olmuştu, babamı geri çağırdılar. sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. söz verdi bana gelicem bir gün diye, tabi sadece o vermedi bütün sınıf verdi ama bir tek onun sözüne inandım. istanbul’a dönünce bir iki kez mektuplaştık. sonra bir daha konuşmadık. o da gelmedi.
aradan altı yıl geçti, ben kilo verdim, okulun ‘popüler’ kısmına girdim. bir yaz annemle almanya’ya gittik tatile, meğersem o da oraya taşınmış. uğradık evlerine bir gece kaldık. çocukluk aşkımı tekrar gördüm ben, herkese nasip olmaz. ama olmasın zaten, o artık benim aşık olduğum kız değildi. matematiği iyi demiştim ya, şimdi tam inekti işte. tabi benden beş santim daha uzundu bir de. ben de o siktiğimin ‘popüler’ havasıyla pek ilgilenmedim kızla. konuştuk sadece. ama hatırlıyorum, gece herkes uyuduğunda ben kalkmıştım odasına gitmiştim kapının eşiğinden bakıyodum öyle. nefes alıp verişini izledim. düşündüm gidip öpsem sonra açıklasam her şeyi. vazgeçtim tabi. sonra geri döndük istanbul’a, o günden beri konuşmadık.
şimdi düşünüyorum, eğer o zaman konuşsaydım onla, nasıl hissettiğimi bilseydi, ne değişirdi. piçin teki olmasaydım da insanları aldıklara notlara göre değil de hislerime göre değerlendirseydim ne değişirdi. o, tabiri caizse, ’ender gelişen osasuna atağı’nı sırf çocukça bir yüzeysellikten kaybetmiştim. belki şimdi daha mutlu olurdum. bilmiyorum. ama hala onu düşünüyorum bazen.
bir daha da aşık olmadım zaten, şimdi onu düşünmek sadece acı veriyo. basit bir acı.
ders vermek neyime ama, sizin yerinizde olsam sevdiğimi yine severdim, affetmeden severdim. çünkü hayat bazen bir şans veriyor, o da gol olsun.
-dondurmacının oğlu
Photoset reblogged from Serbest Kafa Erbabı,Çok Serbest with 1,358 notes
GÜZEL İNSANLAR…
Source: anneruhungidasidir
Photoset reblogged from i y i y d i k l a n ! with 29,403 notes
şunu yapabilsem valla durmam yerimde
Source: downwiththedan
Photo reblogged from 93 Numara with 34 notes
Son üç gündür postlar arasındaki çizgiyi ve düşünce oklarını tamamen kaybettiğimiz için… Duygu’nun bulduğu, ressam Osman Hamdi Bey’in Nemrut Dağı’nda çekilmiş bu mükemmel fotoğrafının tam zamanıdır bence.
Zaman tarihi eserlerin üzerine yatıp kızlara hava atmanın ve sanatı tekrar, seksi pozlarla kucaklamanın zamanı!
osman hamdi reyiz
Source: bakanel
Audio post - Played 0 times
[Flash 9 is required to listen to audio.]Turgutreis benim için hep Bodrum olacak
Bodrum’dan ayrılık hep zor olacak
Bodrum çocukluğum olarak kalacak
Page 1 of 16